HÜZÜNLÜ BİR HÂTIRÂ

HÜZÜNLÜ BİR HÂTIRÂ

Akşam olmuş, mesâi bitmişti. O gün nöbetçiydi. Parkasını giydi, çalışma odalarının kapılarını kontrol etti, hepsi kilitliydi.Dışarı çıktı, müthiş bir ayaz vardı; buzların üzerinde dikkatle yürüyerek, yüz metre ilerdeki Merkez Jandarma Karakolu'na gitti. Karakol komutanı da çıkmak üzereydi; selâmlaştılar.

- "Abi bu akşam bir emânetin var."

Biliyordu, bugün yapılan bir operasyonda bir terörist yakalanmıştı.

-"Tamam, merak etme" dedi.

Birbirlerine iyi akşamlar dilediler. Acıkmıştı, yanındaki askere, yemeğini getirmesini söyledi. Sonra koridora çıkıp nezarethaneye gitti. 1.90 boylarında, 25 yaşlarında karayağız sırım gibi terörist, iki büklüm olmuş, titreyerek oturuyordu.

- "Üşüyor musun?"

Gururundan ferâgat etmeyen bir tavırla ve sert bir şekilde

-"Üşüyorum" !

cevâbı geldi. Askere döndü, iki tane battaniye getirmesini istedi.

- "Aç mısın?"

Yine gururlu ve bâriz bir şekilde "hayret" ifâde eden bir ton ile

- "Açım" dedi.

Diğer askere döndü,

- "Bu babayiğit, ancak çift kişilik yemekle doyar" dedi. Asker anlamıştı, üç dakika sonra bir tepsi dolusu yemekle geldi. Yemeğini rahat yesin diye oradan ayrıldı, kendisi de acıkmıştı. Yarım saat kadar sonra tekrâr gitti, terörist tepsiyi tertemiz etmişti.

- "Çay içer misin?",

- "Varsa bir zahmet"cevâbı geldi.

Bu defâ sesinde minnet, teşekkür ve mahçûbiyet tonları vardı. Bir yerde okumuştu, mahçûbiyet, yani hicâb, yani utanma dediğimiz hâslet, imân'ın emâresidir. Teröristte bu cevherin olduğunu hissetti. Askere döndü

- "Bunu küçük bardak kesmez, büyük bardakla getir"

dedi ve akabinde teröristle gözgöze geldiler, birden gülüştüler.

- "Nerelisin?"

- "Elazığlı'yım" cevâbı geldi.

Kurşun yemiş gibi oldu, âdetâ cigeri yandı. Elazığlılar'ı, o can Gakkoşları çok severdi.

- "Sen nasıl Elazığlısın?! Gakkoşa teröristlik yakışır mı?!"

Bu sitem dolu târiz, teröristin ruhuna sanki son darbe olmuştu. Anlatmaya başladı :

- "Komutanım, ben vatanına ihânet edecek biri değildim. Almanya'daydım, çalışıyordum, güzel de işim vardı. Hem de okuyordum. En büyük hayâlim, pilot olmaktı. Bunlar gelip gidip Türkler'in Kürtler'i ezdiğinden, hiçbir hak tanımadıklarından, onun için kendi devletimizi kurmamız gerektiğinden bâhsettiler. Benim pilotluk hayâlimi bildikleri için, seni de hemen pilot yaparız dediler, onlara inandım. Beni Kuzey Irak'a getirdiler, orada iki ay kadar eğitim verdiler. Fakat pilotlukla ilgili bir gelişme olmayınca, başımızdaki yetkiliye durumu açtım. Bana "sen pilot mu olmak istiyorsun?" diye alaycı bir şekilde sordu, ben de "evet" dedim. Orada bir eşek vardı, onun getirilmesini istedi, sonra bana dönerek "bin bakalım şu eşeğe" dedi, bindim "tamam, sen artık pilot oldun" dedi. O anda rûhen yıkıldım, çöktüm. Sonra beni 80 kişilik bir grup içinde Şenkaya/Göle bölgesine gönderdiler. Asker etrafımızı kuşattı, kimimiz soğuktan kimimiz de çatışmada öldük. Sağ kalan üç kişiden biri benim."

Terörist daha fazla devam edemedi, hıçkırıklara boğulmuştu.

- "Bak arkadaşım" dedi, "ben de Kürdüm. 15 yaşımda askerî okula girdim ve bugün bu rütbeye gelene kadar, bana kimse "sen Kürtsün, geri dur bakalım" demedi. Bu devlet bana silahını, mühimmâtını, gizli sırlarını emânet etti, güvendi, bak şimdi de nöbetçiyim. Bu ülkede Türkler'e verilip te Kürtler'den esirgenen ne var? Hepimiz bu ülkenin birinci sınıf vatandaşıyız. Bak, başımızdaki Cumhurbaşkanımız ( Turgut ÖZAL ) bile Kürt; durum böyle iken, 1000 senedir berâber yaşadığımız, kaynaştığımız, et/tırnak olduğumuz, aynı câmide omuz omuza namaz kıldığımız insanlara silah doğrultmak, nâmertlik, nânkörlük, ihânet ve hıyânet olmaz mı? Türkler'in dedeleri ile bizim dedelerimiz ÇANAKKALE'de omuz omuza savaştılar düşmânlarımıza karşı, ve şimdi de koyun koyuna yatıyorlar. Bugün sizi yoldan çıkaran insanların din ile, imân ile, millet ile bir alâkaları yok. Onlar da kendi yularlarını Batılı ülkelerin ve İSRAİL'in eline teslim etmişler. Hiç bunların arkasından gidilir mi ? Herşeyin bir bedeli vardır; mâhkemede bütün bildiklerini anlat, sâmimî ve dürüst ol, nedâmet ve pişmânlık içinde olduğunu beyân et, belki birkaç sene yatar çıkarsın inşallah. Arkanda senin yolunu gözleyen cigeri yanık anan baban kardeşlerin ve belki de sevdiğin kız var, onları daha fazla üzme, Dinimize Devletimize, Milletimize, Ulkemize hayırlı bir insan ol inşallah."

Terörist birden ağlamayı kesti,

- "Komutanım senden ALLAH (C.C.) razı olsun, gözümün aydınlanmasına vesile oldun. Aynen dediğin gibi yapacağım. Amma ne olur, şu kilidi aç ta, sana bir sarılıp ellerini öpeyim."

- "Sarılalım, ama elimi öptürmem, daha o kadar büyümedim, inşallah kısa zamanda ananın babanın ellerini öpersin"

kilidi açtı, yıllarca önce birbirlerini kaybetmiş kardeşlerin kavuşmaları sevinci ile, kuvvetle sarıldılar. Teröristin gözyaşları omuzunu ıslatmıştı. Sonra ayrıldılar, terörist tekrar nezarethaneye girdi,

- "Kilidi vur komutanım" dedi.

- "Başka bir isteğin var mı?"

- "Komutanım seni unutmayacağım, herkese de anlatacağım, elimden geldiği kadar da gençlerimizin PKK'nın tuzağına düşmelerine mâni olacağım, yemin ediyorum" dedi.

İyi geceler dileyerek oradan ayrıldı, hızla odasına girdi, kapıyı kilitledi, masasına oturdu. Dolmuştu, kendisini daha fazla zaptedemedi ; ağladı, ağladı, ağladı... 
=============

Bu hâdise 1993 Kışında ARDAHAN'da ayniyle yaşandı.

=============
Bu hâtırâmı daha önce okumuş olan kıymetli dostlarımdan ve kardeşlerimden çok özür diliyorum. Fakat, son günlerde yine ve yeniden bir Türk-Kürt tâhrikçiliği yapılmaya başlandı.

"Bu fitne ateşine bir kova su da benden olsun" düşüncesi ile, bu hâtırâmı bir defâ daha yayınlamaya karar verdim.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İdris Nebi Taşkan öpüşürken yakalandı!
İdris Nebi Taşkan öpüşürken yakalandı!
Zerrin Özer'in eşinin Adnan Oktar'ın kedicikleriyle fotoğrafı ortaya çıktı
Zerrin Özer'in eşinin Adnan Oktar'ın kedicikleriyle fotoğrafı ortaya çıktı